SÖZCÜKTE ANLAM (9. SINIF DİL VE ANLATIM)

SÖZCÜKTE ANLAM

 Dil; insanlar arasında anlaşmayı sağlayan, seslerden yapılmış bir sistem; sözcük de bu sistemin tek başına bir anlam taşıyan ya da bir anlamı olmadığı halde cümle kuruluşuna katkıda bulunan en küçük birimidir.

 
Dilimizde bazı sözcükler tek başına anlam taşır: uzay, kedi, sevgi, anahtar gibi ......

Bazı sözcükler ise tek başlarına hiçbir anlamı karşılamaz., içinde bulundukları cümlede anlam kazanırlar. Böyle sözcüklere görevli sözcükler denir: gibi, kadar, ile, göre, ancak .....

 

Türkçede kelimeler cümlede kullanıldığı yere göre anlam kazanır.

Türkçe kelimeler genel anlamda bir sınıflandırmaya tabi tutulacak olurlarsa üç ana bölümde incelenirler:

 

1. Anlam              2. Yapı          3. Tür ( : görev )

 

Bir kelimeyi cümle içindeki yeri ve görevi dikkate alınarak şu şekilde inceleyebiliriz:

“Sabaha kadar yağan yağmur sokakları temizlemiş.”      Temiz+le+miş

“Temizlemiş” kelimesi anlamı bakımından değerlendirilecek olursa kelimenin gerçek anlamıyla kullanıldığı görülecektir.

Ayrıca kelime, yapısı bakımından da türemiş yapılıdır. Kelimenin kökü “temiz”dir. Bu kök, 

-le/-la ekini alarak türetilmiş ve isimden fiil oluşturulmuştur. Bunun dışında kelimeye geçmiş zaman eki getirilerek kelime çekimli fiil haline getirilmiştir.

Kelimenin türü için de “çekimli fiil” diyebiliriz. Görevi ise “yüklem”dir.

 

SÖZCÜKLERDE ANLAM ÖZELLİKLERİ

Bir sözcüğün zihinde uyandırdığı soyut, somut tasarımlara, şekillere anlam denir. Sözcükler anlam özellikleri bakımından çok değişik özellikler gösterir. Bu özelliklerden bir kısmı sözcüğün kendi iç yapısıyla ilgiliyken bir kısmı da diğer sözcüklerle olan ilişkisine dayanır: Mecaz, kinaye, soyutluk, somutluk ... gibi anlam özellikleri sözcüğün kendi anlam özüyle ilgiliyken; eş anlamlılık, karşıtlık, genellik, özellik ... ise sözcükler arası ilişkilerde ortaya çıkan anlam olaylarıdır ve tek sözcükle değerlendirilemez.

 

Dilimizde bazı sözcükler tek bir anlamı karşılarlar bazıları da zamanla birden çok anlam kazanarak çok anlamlı olabilir. Kelimeler mecazlaşma yoluyla mecaz anlam ya da anlam genişlemesi yoluyla değişik yan anlamlar kazanabilir.

 

ÇOK ANLAMLILIK:

Türkçede yeni sözcük yapmaktan çok sözcüklerin anlam alanları genişletilerek yeni kelime ihtiyacını karşılayan bir dildir. Bu nedenle dilimizde hemen hemen her sözcüğün birden fazla anlam taşıdığı görülür. Bu durum “çok anlamlılık” olgusunu doğurmuştur.

Sözcükler, ad aktarması, deyim aktarması... gibi yollarla anlam alanlarını genişletip birden çok kavramı karşılar duruma gelirler. Bir sözcüğün onlarca yan anlam kazanması mümkündür. O halde, sözcüklerin anlamlarını doğru tespit edebilmek, değişik anlamları arasındaki ince farkları yakalayabilmek için sözcüğün cümledeki diğer sözcüklerle kurduğu anlam ilişkilerine dikkat etmek gerekir.

 

“Dil” sözcüğünün değişik cümlelerdeki kullanım ve anlamlarına bakalım:

 

Şekeri dilinin üzerinde kaydırarak yerdi.                * tat alma organı

İngilizce zor bir değildir.                                                * lisan

Kapının dili düşünce içeride kaldık.                         * sürgü, uzun ve yassı parça

Delinin dilinden sahibi anlar.                                      * davranış

Dilsiz kavalı çok iyi çalardı.                                           * titreşerek ses çıkaran parça

 

“Bilmek” sözcüğünün farklı cümlelerdeki anlamlarını tespit etmeye çalışalım:

 

Bilmediklerimiz, bildiklerimizden çoktur.                             *öğrenmiş olduklarımız

Ata binmeyi çok iyi bilirdi.                                                           *elinden gelmek, becermek

Telefondaki sesinden bildim, sen Kazımsın.                       *tanımak

Dost bilirdik, düşman çıktı.                                                         *sanmak, tahmin etmek

Tavırlarından bildim seni görmek istemediğini.                 *anlamak 

 

GERÇEK ANLAM:   

Gerçek anlam, bir sözcüğün, tek başına düşünüldüğünde ilk akla gelen ve herkes tarafından bilinen anlamıdır. Sözcüğün diğer sözcüklerle ilişkilerinden bağımsız olarak karşıladığı bu anlam, onun anlam çekirdeğini oluşturur. Kelimenin dilde kullanımı esnasında zamanla bu anlam özünde daralma, genişleme, kayma .... gibi değişiklikler görülür. Bunlara anlam olayları denir. Bu nedenle gerçek anlamı iki başlık altında incelemek gerekir:

  1. Temel anlam                     2.   Yan anlam ( lar )                       
  1. TEMEL ANLAM:

Bir sözcüğün tek başına kullanıldığında düşündürdüğü ilk ve en eski anlamıdır. Bu anlama “konuluş” anlamı da denir. Sözcüğün zihnimizde uyandırdığı bu ilk izlenim, sözcüğün diğer anlamlarına da temel teşkil eder.   

 

ÖRNEKLER:

Boğaz:                Çocuğun boğazı şişince çocuğu hastaneye kaldırdılar.

                                               (boynun ön tarafı)

Kanat:                  Kanadı kırılan güvercin pencerenin önüne düşmüştü.

                                               (kuşlarda ve böceklerde uçmaya yarayan organ)

Bağlamak:           Köroğlu, Kırat’ı ağaca bağlayıp kılıcını kuşandı.

                                                     (herhangi bir nesneyle iki şeyi birbirine tutturmak)

Yanmak:              Dünkü yangında bütün kitaplarım yanmış.

                                                               (alev alarak kül haline gelmek)

Almak:                 Bir ara yerden bir avuç saman aldı.

                                                  (bir şeyi elle veya bir aletle tutmak, yerinden kaldırmak)

 

  1. YAN ANLAM:

Kelimenin anlam genişlemesi yoluyla kazandığı bütün anlamalara yan anlam denir. Bir kelimenin anlamı, gerçek anlamıyla karşıladığı varlığa benzerlik ilgisinden dolayı başka bir varlığa verilmişse bu, o kelimenin yan anlamı olu

Yan anlama bazı kaynaklar “yakıştırmaca” anlam demektedir. Bir kelimenin sadece bir tek temel anlamı olmasına rağmen birden fazla yan anlamı olabilir.

Yan anlamın temel özelliği, kelimenin gerçek anlamıyla mutlaka yakın ya da uzak bir anlam benzerliği olmasıdır. Gerçek anlamla yan anlam arasında mutlaka bir benzerlik ve anlam bağlantısı vardır. Kelimenin yan anlamlarının tespitinde temel anlamla yan anlam arasında bulunan şekil ya da görev benzerliğinin hiçbir zaman göz ardı edilmemesi gerekmektedir.

 

ÖRNEKLER:

Boğaz:                  İstanbul Boğazı iki kıtayı birbirine bağlar.

                               (iki kara arasındaki deniz bölümü)

Kanat:                  Uçağın kanadı patlama sonunda parçalandı.

(uçakların havada durmasını sağlayan ve iki yanında bulunan, uzun, yassı kısımlardan her biri)

Bağlamak:           Yeşil gömlek üzerine pembe kravat bağlamış                                                    
 
(boyun bağını takılır konuma getirmek)

Yanmak:              Kırmızı ışık yanınca bütün araçlar durdu.

                                (geçerli olmak, süresi başlamak)

Almak:                 Yarın sabah ben sana başka bir bebek alırım.

                               (satın almak)

 

MECAZ ANLAM:

Bir kelimenin ilgi ya da benzetme yardımıyla gerçek anlamının dışında kazandığı anlamıdır.

Mecaz anlamda kelimenin kendi sözlük anlamından tamamen kayarak, başka bir kelime ve sözün yerine kullanılması söz konusudur.

Mecaz niteliğindeki kelimeler genellikle soyut bir anlam kazanır. Mecazlı anlatımlarda asıl olan sözcüğün kesinlikle gerçek anlamının dışında kullanılmasıdır.

Bir kelimenin cümle dışında tek başına mecaz anlamı karşılaması mümkün değildir. Ancak, kelime cümle içinde diğer kelimelerle birlikte kullanıldığında mecaz anlam söz konusu olabilir. Kelime bu cümleden çıkarıldığında mecaz anlamını koruyamaz. Diğer bir deyişle mecaz anlam sözlük değeri taşımaz. Bu nedenle bu anlama “kullanım” anlamı da denir.                                                      

ÖRNEKLER:

Boğaz:                  Yıllardır tek başına sekiz boğaza bakar.  (geçimi sağlanan insanlar)

Kanat:                  Dedesinin kanatları altında rahat bir şekilde yaşıyor.      (yardım etmek)

Bağlamak:           Bu sözlerin beni bağlamaz.         (ilgilendirmemek, dikkate almamak)

Yanmak:              İnsanları küçük gören davranışlarınla kendi geleceğini yaktın.     (zarar vermek)   

Almak:                 Söylerim, söylerim sözümden almaz.

Nideyim cahildir halimden bilmez.          (Karaca oğlan)

                                                                                              (anlamak)            

 

Kelimeler değişik yollarla mecaz anlam kazanırlar. Bunun sonunda mecazla ilgili birtakım anlam sanatları doğmuştur. Mecaza bağlı sanatlar aslında sözcüklerin mecaz anlam kazanma yollarıdır. Mecaz, süsten çok anlama ve anlatıma güç kazandırmak için yapılır.

 

MECAZA BAĞLI SANATLAR

 

  1. MECAZ-I MÜRSEL (AD AKTARMASI)

Bir sözün benzetme amacı güdülmeden başka bir söz yerine kullanılmasıdır. Birbirinin yerine kullanılan bu sözler arasında mutlaka anlamca bir ilgi bulunmalıdır. Mecaz-ı mürsel sanatında kullanılan iki sözcük arasındaki ilgiler değişik şekillerde görülür.

 

İç-dış ilişkisi        parça-bütün ilişkisi          yer-insan ilişkisi                sanatçı-eser ilişkisi

 

Somut-soyut ilişkisi        sebep-sonuç ilişkisi        yön-ülke ilişkisi

 

Beni cepten ara. (iç-dış ilişkisi)

Dün sabah banka kasasını soymuşlar. (iç-dış ilişkisi)

Türkiye haltercilerimizle gurur duydu. (yer-insan)

Kazadan sonra kameralar olay yerine koştu. (parça-bütün)

Kan tükürsün adını candan anan dudaklar. (parça-bütün)

Tarih boyunca batı, doğuya sömürülecek yerler gözüyle bakmıştır. (yön-ülke)

Öğrenciler “Tatil yağıyor.” diye seviniyordu. (sebep-sonuç)

Türk şiirini anlamak için Necip Fazıl’ı okumak gerekir. (sanatçı-eser)

Göz görmeyince, gönül katlanırmış. (parça-bütün)

Ünlü raketlerin maçı yarın akşam olacakmış. (parça-bütün)

Salon dakikalarca ünlü sanatçıyı alkışladı. (iç-dış)

Küçük beyinler kişileri, büyük beyinler fikirleri konuşur. (parça-bütün)

Dergimizde genç kalemler yazmaya başladı. (parça-bütün)

Gençlik yıllarımda Sait Faik’i okurdum. (sanatçı-eser)

Rahmet bu yıl hiç yağmadı bu topraklara. (sebep-sonuç)

Gençliğin bu hedefsiz durumu beni çok üzüyor. (somut-soyut)

Bu çocuktaki beyin kimsede yok. (somut-soyut)

 

  1. TEŞBİH (BENZETME)

Aralarında ortak özellik bulunan iki kavramın karşılaştırılarak kavramlardan zayıf olanın güçlü olana benzetilmesidir. Teşbihte iki temel iki de yardımcı öge vardır.

Önemli not: Bir benzetmeye teşbih diyebilmemiz için orada mutlaka temel ögeler bulunmalıdır. (benzeyen ve benzetilen)

Aksi  taktirde benzetmenin adı değişir.

Benzeyen ve benzetilen: temel ögeler          benzetme yönü ve benzetme edatı:                                                                                             yardımcı ögeler

1. Dörtnala gelip uzak Asya’dan                     benzeyen: memleket benzetilen: kısrak başı

    Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan        benzet. yönü: uzanmak        enzet. edatı: gibi

    Bu memleket bizim

 

2. Büyüyor içimde yalnızlık / Dipsiz kuyular gibi

3. Durmuş saat gibiydi durup geçmeyen zaman.

4. Yağmur taneleri gibi duru bakışları vardı.

5. Kar, ermiş bir kul gibi öfkesizce yağıyor.

 

Ögelerinin kullanılışına göre dört farklı benzetme vardır:

 

  1. Ayrıntılı teşbih:

Bütün ögelerin kullanıldığı benzetmedir.

 

Sular öyle temiz ki annemin yüzü gibi.

Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum.

 

  1. Kısaltılmış teşbih:

Benzetme yönünün kullanılmadığı teşbihtir.

 

Gözleri bir okyanus gibiydi.

Özgürlük sevda gibidir.

 

  1. Pekiştirilmiş teşbih:

Benzetme edatının kullanılmadığı teşbihtir.

 

“Yollar köyleri saran eskimiş çerçeveler

Köyler ufka dizilen tozlanmış birer resim.”

Bir değirmendir bu dünya / Gün gelir öğütür bizi.

 

  1. Teşbih-i beliğ (güzel, yalın teşbih)

Sadece temel ögeler kullanılarak oluşturulan teşbih türüdür.

 

Selvi boy-taş yürek-kiraz dudak-ipek saç-keman kaş-gül yanak

Bu dil ağzımda anne sütüdür.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

 

  1. İSTİARE (EĞRETİLEME)

Bir sözü benzetme amacıyla başka bir söz yerine kullanmaya istiare denir. İstiare, teşbihin temel ögelerinden sadece biriyle yapılır. Teşbihin hangi temel ögesiyle yapılmışsa ona göre isimlendirilir.

 

Benzetilenle yapılan istiareye açık istiare

Benzeyenle yapılan istiareye kapalı istiare adı verilir.

 

Örnekler:

“Fidan gibi boyu vardı.”               
Benzeyen: boy benzetilen: fidan İki öge de var .Dolayısıyla burada teşbih var.

 

“Sabahtan uğradım ben bir fidana.” örneğinde ise sadece benzetilen yani fidan kullanılmış. O halde burada açık istiare vardır, diyebiliriz.

 

a)      AÇIK İSTİARE:

Yuvayı yapan dişi kuştur.

Bir med zamanı gökyüzü kurşunla örtülü.

Yüce dağ başında siyah tül vardır.

Şakaklarıma kar mı yağdı, ne var?

Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor.

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !